Diktatörleri ele veren bir an vardır.
Ne askeri geçitlerdir.
Ne dev posterler.
Ne de sahte seçimler.
Onları ele veren şey, uluslararası hukuka aniden duydukları “saygıdır”.
İktidarları sağlamken hukuku umursamazlar.
Yasa onlar için bir araçtır, bir cop gibidir: sadece aşağıya vurur.
Anayasa, iktidar süresini uzatmak için yırtılıp yeniden yazılan bir kağıttır.
Mahkemeler, adalet için değil, düşmanları ezmek için vardır.
İnsan hakları ise “dış güçlerin uydurması” olarak aşağılanır.
Yıllar boyunca korkuyla yönetirler.
Aşağılayarak.
İşkenceyle, kayıplarla, hapishanelerle, bastırılan protestolarla, yok edilen hayatlarla.
Bu bir hata değildir.
Bu bilinçli bir tercihtir.
Onlar, insan hayatının sadakatten daha değersiz olduğu sistemler kurar.
Gerçeğin tehdit, sessizliğin erdem sayıldığı düzenler yaratırlar.
Ve bütün bu süre boyunca hukuktan tek kelime etmezler.
Ta ki bir şeyler çatırdayana kadar.
Ekonomi çürür.
Ordu yenilmezlik mitini kaybeder.
Elitler fısıldaşmaya başlar.
Dünya korkmamayı öğrenir.
İşte o zaman tiyatro başlar.
Dün halka ateş emri verenler, bugün “insancıl hukuk”tan söz eder.
Yıllarca vatandaşlarına işkence edenler, birden “hukuki süreçler” konusunda hassaslaşır.
Yargıyı yok edenler, adil yargılanma talep eder.
Bu bir çelişki değil.
Bu saf bir ahlaksızlıktır.
Diktatör hukuku yalnızca kendisini koruyabileceği zaman hatırlar.
Halk çoktan harcanmıştır.
Kurbanlar çoktan unutulmuştur.
Gelecek umurunda değildir.
En iğrenç olan ise “halk adına” konuştukları anlardır.
Hangi halk?
Sözleri yüzünden cezaevinde olan halk mı?
Çocuklarını “düzen sağlama operasyonlarında” kaybeden halk mı?
Oy hakkı, sesi ve onuru elinden alınan halk mı?
Diktatörler, hiçbir zaman dinlemedikleri insanların adına konuşmayı sever.
Altında cesetler yatan bayrakların arkasına saklanırlar.
Kendilerinin özel mülkü haline getirdikleri egemenlik için saygı isterler.
Bu rejimler ideolojiyle ayakta durmaz.
Korkuyla ayakta durur.
Destekle değil, toplumun tükenmişliğiyle yaşar.
Güçle değil, cezasızlık illüzyonuyla var olur.
Ama her illüzyonun bir sonu vardır.
Tarih acımasızdır:
Her diktatör kendisini istisna sanır.
Her biri “bana olmaz” der.
Her biri hukukun arkasına saklanabileceğini düşünür.
Hiçbiri başaramaz.
Uluslararası hukuk diktatörler için yaratılmadı.
Onları kurtarmak için de var değildir.
Hukuk sonrasında gelir.
Suçları kayda geçirmek için.
Gerçeği isimlendirmek için.
Propagandayla silinemeyecek bir iz bırakmak için.
Bu yüzden bir diktatör hukuktan söz etmeye başladığında bu bir olgunluk işareti değildir.
Bu korkunun dilidir.
Rejimlerin son evresi budur:
Hukukun, söylenen son yalan haline gelmesi.
Ve o noktada bir şey kesinleşir:
Son çoktan başlamıştır.
